18 Ekim 2010 Pazartesi

İşte Böyleee...

İnsan bir müddet yazmayınca yazası da gelmiyor, açıp açıp kapatıyorum, umarım bu sefer de öyle olmaz:)))
Hayatın notunu düşmek lazım aslında da, olmuyor bu aralar
Nereden başlasam acaba, en yakın geçmişten, haftasonundan başlayalım:

Kültür merkezinde sezon geçen hafta sonu başladı. Aslında hevesle beklemekteydik ama her nedense benim aklımdan çıkmış. Cuma gecesi facebooka bir baktım ve ayıldım: arkadaş kardeş Ç. uçan adam rolüyle karşımızda olacakmış. Sabah erkenden babayı gönderdik ve Cumartesi salondaki yerimizi aldık. Her şey pek güzeldi, özlemişiz. NAzeciğim daha da büyümüş bir abla kız olarak oyunu izledi, şarkılara eşlik etti vs. Hazır olmak, yaş, ruh, çok önemli sanırım. Arkamızda bir yavru ışıklar loşlaşınca ağlamaya başladı, ama ne ağlamak,gitmek istiyorum diye bağırıyor tepiniyor, ve anne de sakinleştirmek için çantasında olduğu varsayılan iğneyi hatırlatıyor...Aman ne manzara, ben olsam garanti çıkarırdım yavruyu, acaip üzüldüm. Neyse kızcağız bir şekilde, iğne marifetiyle sakinleşti, ama fena, donuk. On dakika sonra anneden ikinci bomba: EDAAAAA GÜLSENE, arkamızı dönüp bak kadın çocukçağız izlemek istemiyor, belli ki korktu, sen de acaip vahşisin zaten demedik ama, ben, eşim ve yanımızdaki tüm anne babalar dehşet içinde arkamızı dönüp baktık, oralı olmadı, çıkarken de yanımdaki kadıncağıza SALAK deyiverdi. Hay yarabbim ya, anlayış, takip, şefkat, duygu, annelik nerede kaldı bilmiyorum. Çok kötüydü çok...
Oyuna gelince, daha doğrusu Naze'nin oyundan anladığına: Kraliçenin elbisesi pembeydi ve elimi tuttuuu.... Kadın cinsi seviyor pembeyi:))VEEEEE Çıkarken Çağlarla sözleştik gece bizde kaldı, şarap bahane sohbet şahane bir geceydi. Ama sabah bombayı Naze patlattı:

-BABA ANNEM UÇAN ADAMA KALK DEDİİİİİİ

Valla ben anlamam süper kahraman falan, çakarım adamın ensesine kızım dedim. Kalksın,kahvaltısını etsin, baksın işine.
Uçan Adama teşekkürü bir borç biliriz:))

Efendim, 'kızımız kreşe şahane gidiyor' demekte bir mahsur görmüyorum artık, çünkü bugün itibariyle 5. haftamıza başladık ve her şey çok keyifli, yemekler yeniliyor, oyunlar oynanıyor, ortam, fiziki koşullar yerli yerinde. Tek bir kusurları oldu şimdiye kadar: Cuma baba kişisi elinde,üzerinde kesik çizgiyle yazılmış takriben 15 tane 1 rakamı olan bir A4 ile geldi ve 'bu Naze'nin ödeviymiş' dedi,benden daha büyük bir şaşkınlıkla. 3.5 yaşında ne ödeviymiş bu ya, saçmalamışlar dedim ve ciddiye almadım. Yaptık elbette, kesik çizgilerin üzerinden geçtik ispirtolu kalemle ama aslında uyarmak lazım, evet evet yarın alırken söylemek istiyorum: Ödev de neymiş, daha en az 3 yıl var bu ellerin yorulmasına, zaten yeterince çalışıyor küçük kasları burdaki etkinliklerle, soğutmayın insanı deyip kaçmak istiyorum:)) Haksız değilim sanırım, ne dersiniz? Okul hayatı zaten yeterince uzun değil mi? Hem de bunu bir öğretmen olarak söylüyorum ve kendi yavrumu da bu hengamenin içine carttt diye sokmamaya kararlıyım, nokta. Bir daha karşılaşırsam öncekinde olduğu gibi hiç ama hiççççç dikkate ve kayda almayacağımdan emin olabilirsiniz. Yalnız çok önemli bir nokta var kiii, ah ah, Naze kreşi, Melike'yi, Yasemin'i, Sara'yı, Kaaan'ı, Berk'i çok sevdi, Sinem ve Ünzile öğretmenleri de. Birlikte proje yapmışlar bugün gördüm, amannnnn dedim, 15 tane 1'in üstünden geçtik sadece, üzmeyeyim kızımı, yaptıklarını anlatırken heyecandan teklemeye başlıyor minik kalbi, almaya niyetim yok.

İşte böyle yazma yazma, içerde ananesiyle yatak fingirdemesine izin verdiğim kızımın ve annemin sesiyle yazmaya çalışıyorum:)) Ne kadar şanslıyız değil mi? Herkes ama herkes hep ama hep şanslı olsun umarım.


Şans deyince, anladım ki yeniden, hayat 'sen bakarken soyunamam' halini çok seviyor:)) Olmasını çok istediğin bir şey beklerken olmuyor da, kendini beklememe haline sokup, olmamasına alıştığında oluveriyor.En nihayetinde yer değiştirdim ben...Tam gözümü kapatıp, hah işte tam olarak istediğim buydu der miyim bilmiyorum, ama eski okulumun kalabalığı beni gerçekten çooooook yıprattı ve sanırım bu hafta içi başlayacağım yerde sınıflarım 15-20 kişi olacak ve bu bir mucize sanki... Kolay gele, 8 yıldır çalıştığım okula elveda diyorum, çooooook anılarım, sayısını bilmediğim kadar öğrencim, velim,arkadaşım oldu, özleyeceğim elbette...Bütün eskiye dair yargılarımı, bildiklerimi alt üst eden öğrencilerim oldu,iyi oldu,işte böyleyken böyleee

28 Eylül 2010 Salı

Aferin ne demek????



-Afeyim ne demet annnee?
-Yaptıklarımız iyi, güzel,doğru olduğunda söylenir.
-Ben tuyu boya yaptım,afeyim söledi öyetmen(utanarak)
-....(ne denir bilemediğimden,daha önce hiç 3.5 yaşında, kreşe giden bir kızım olmadığından)
-Anneee,Yasemin çüçüt(küçük),yapamadı, afeyim olmadı, ben dedim
-AFEYİM sana(gözler hep nemli ama ben konuşurken,sanki yatılı okula verdik)

Yatılı okul demişken, öğlen uykusu için nevresimlerini hazırladığımı görmüştü, ne zaman düşündü,nasıl oldu bilmem:

-Ben okulda dece neyde yatıcam??
-Gece mi? Gece evde uyuyacaksın...
-Hııı,okul gece yok mu?
-Yavrum gece okul olmaz,ben gece kalmıyorum okulda
-Annee çot tatlısın,çötetür edeyim.
-(....bombok oldum)

Cumartesi sabahın bir körü:
-Babaaa saaat çalmadı, talt bakalım okula ditiyoz.
-Kızım bugün tatil okul yok
-Aaa valla tatil, ditsek iyi oluy Melite bekliyo
-O da gelmezzzzz
-Ben nooolcam,delsin ama
-???? Cumartesi pazar gidilmez okula kızım,
-Annem de ditmemiş, ben ditçemmmmmm ama
-(Ben)Kapalı kapalı
-Tim tapatmış tapiyi, jile başarıj
Tabi hepimiz kalktık...


Ben üzgünüm o mesut...

24 Eylül 2010 Cuma

NAZE YAPTI




Yıldız atmış öretmeni, sevinçliydi...

16 Eylül 2010 Perşembe

Kendi kendine söylenmeler

 



Fotoğrafın konumuzla alakası şu düzeyde var;yaz yorgunluğumu atamadım ben üstümden, hala yüzüm, gözüm böyle. Ne tatil, yarı iş-yarı ev halleri pek rahatlatmadı beni. Hele iki gündür ne yaptığımın hiç farkında değilim...Naze kreşe başladığından beri vakit de geçmiyor sanki, halbuki ben elimi kolumu sallaya sallaya gezinecektim, kızım evdeyken başaramadığım dolap,çekmece toplama işlerini halledip okula öyle başlayacaktım, okuyup, yazıp çizecektim, daha neler neler, belki evde olmamasını sindirdiğimde olur hepsi...
Kreş durumlarını bilmiyorum, çünkü pek bahsetmiyor. Bu iyiye mi işaret, yoksa nedir bilmiyorum. Ama ilk iki haftadan sonra tercihlerini belli etmeye başlar çocuklar. Dün anaokulu oyunu oynadık. Ben Naze oldum, Naze'de Sinem öğretmen. Yemek faslında 'Susup yemeğinizi yiyin' dışında kötü bir sinyal almadım. Şimdilik öğretmenlere de zırt zırt soru sorup gıcık veli olmak istemiyorum. Dedim ya iki hafta, resim netleşecek. Kabullenmiş ve mutlu görünüyor.
Okul bir acayip galiba, müdürümüz değişti. İşleyişi ve çevreyi bilmiyor, anlamış ta görünmüyor. Onunla hiç ilgisi yok ama ders düzenini üç gündür yoluna sokamadık İngilizce Öğretmenleri olarak, canım buna da sıkılıyor...
Sevgili okul değiştirmişti geçen yılın sonunda, bu sezon başladı. Ekime kadar dersi yok... Emekli olmuş gibi...ona da canım sıkılıyor...
Ben 8 yıldır çok istememe ve çabalamama rağmen yer değiştiremiyorum, Eş-dost-koca zırt pırt okul değiştiriyor, tepem atıyor, böyle işte
Okula neşesiz başlamak istemiyorum
Posted by Picasa

14 Eylül 2010 Salı

BUGÜN

Arkasına bile bakmadı,ne sıkıcı anne ve babaymışız,utanıyorum kendimden:)) Sevgilim kapının önünde bekledi saatlerce camdan bile bakmamış, almaya gittim, ikindi kahvaltısı ediyordu...
Umarım zor zamanlarda da böyle olur:)))

7 Eylül 2010 Salı

NEHİR

Aylardır kopuk yaşadığım bloguma bugün miladıyla yeniden kavuştum ki; Nehir, sevgili küçük Nehir yaşam savaşını kaybetmiş, çokk üzgünüm, bulutlardasın...

25 Haziran 2010 Cuma

HADİ BYE...

Sabah itibariyle yola çıkmış olacagiz, önce büyük kuzen Özge'nin Edirne'deki nişanı, sonra büyükannemin denizi, sonra da babaneme... Annemle babamın uzunnnnnn tatili başladı artık, yazamazlarmış. Haberiniz ola,Eylül'de yuva maceralarımla başlayacağız yeniden