
Yazmadıkça yazmayasım geliyor herhalde, blogger kapan açıl yapınca aramıza kara kedi girmiş olabilir tabii ki... 5 günlük tatiliimin 5. gününü yiyorum resmen. Öyle siftikleneceğim bugün, halbuki annem Anadolu Kavağına gitti arkadaşlarıyla, az önce aradı, gel dedi, basınç yaptı ama yok gidemeyeceğim. Azıcık yorgunum, şeker mi şeker kuzenlerim ve onların bir tanesinin sevimli yavruları vardı tatilde. Sevgilim Konya'ya gitti, biz kız kıza çokkkkk gezince hem ben, hem Naze, hem ev zıvanadan çıktık. Yarın sabah itibariyle büyük temizlik yapılacak evde, ben ön çalışmaları bitirsem iyi olacak zaten bugün. 4 günlük gelin alışverişi ve gezmelerin 3. günü evde 3 çocukla kalmak gayet bilgilendiriciydi. Sanırım bir çocuk daha yapacağım, çünkü gördüm ki onlar kendi kendilerine eğlenebiliyorlar, birbirlerine dost olup geyiğin alasını çeviriyorlar aralarında veee en önemlisi de birbirlerini çok güzel idare edebiliyorlar. Bir ara Arda arabasından sıkılınca puzzle yapmak istediğini söyledi, evde aylardır sevgili tarafından yapılmayı bekleyen puzzle i çıkardım, 5 yqşındaki yavrum Arda'm 1 saat kadar 500 parçalık yapbozla oyalandı, arada gidip baktım gizli gizli; çıt çıt yerleştiriyor. Kızları O'ndan uzaklaştırmak gerektiğini daha önce idrak ettiğimden hadi bakalım siz salonda oynayın dedim, Naze EVCİLİK eşyalarını(evcilik oyanayan kızlara hep gülmüşümdür, gülersen ahanda böyle başına gelir efendim) alıp salona gitti. Giderken dedi ki:
-Anneaa, Arda kızar şimdi zırt zırt yanına gidersem, eksikleri nasıl alıcammm bennn?
Aynı esnada Nidacığımın ödev yapması gerekiyor, 9 yaşında olmak kolay değil tabiii:))) Ama Naze'de onunla evcilik oynamak istiyor... Nilda çözümü buldu:
-Ben senin kızın olayım, okula gitmişim, dersteymişim tamam mı?
AAA, tamam dedi Naze.
Ben hemen mutfağa gidip, akşam yemeğini hazırlamaya başladım:))) Asayiş berkemal:))
Neyse efendim, çocuklar iyi de, deprem canımı sıktı, bir kez daha gördüm ki, hiç ama hiç hazırlıklı değilim, balkonda otururken, karşımda kuzen bir sağ bir sol sallanınca aklım yerinden oynadı. İnsan ne çabuk unutuyor yapması gerekenleri ki ben 99 yılındaki Gölcük depremini çok ama çok şiddetli geçirdim. Evet her zamanki gibi soğukkanlıydım, ama bu benim öğrendiğim bir şey değil zaten, doğamda var... Ya öğrendiklerim?? onlar buhar olmuş... Hani benim deprem çantam??? Yok. Elbette çok uzakta olduğunu öğrenince gece olağan biçimde seyretti ancak bir kaç saniye kendimi bir o çocuğun bir bu çocuğun yanına atıp, acele acele sevgiliyi ararken bulunca kendime acaip kızdım. Yine de normal hattan aramamayı akıl ettim, face time i aradım. Sanki internet altyapısının yalan olduğunu bilsem aramayacağım. Baktım çocuklar yarı çıplak uyuyorlar, kapıp dışarı çıksak hepsi soğuktan donacak, hani benim kalın eşyalarım, düdüğüm, el fenerim??? Mobilyalar sabit mi? Hayır. Bir aile planı var mı? Hayır. Lanet olsun dedim kendime. Burası İSTANBUL ve sen her şeyi unutmuşsun...
Ha bu arada bir de anneler günü atlattık değil mi? Ananeye gittik biz, Mollafenari'de (Gebze nin bir köyü) şahane bir kahvaltı ettik annem ve sevgili arkadaşım G. ve annesiyle, şiddetle tavsiye ederim, İstanbuldan zırt diye gidilebilir, makul fiyata, ruh beden dinlendirilebilir. 
23 Mayıs 2011 Pazartesi
GÜNLERDEN BİR PAZARTESİ
25 Nisan 2011 Pazartesi
HAKLISIN ÇOCUĞUM
Hakikaten öfkeliyim,çok hem de... Günlerden bir 22 Nisan sabahı, okula gittim. Müdürüm prova için stada gitmemiz gerektiğini söyledi, eyvallah. Aldım 4 çocuğumu gittim. Hava resmen ayaz, eller cepte yaka kalkık gezilecek türden hani. Temsili öğrenci grubumuz yok, flama, bayrak tören geçişi provası yapacağız bir tur, bayram sabahı da gidip yerimizi alacağız, tabelamızın arkasında.İyi güzel,çocukları ikna ettim, kısa sürecek dedim, sürmedi, bir kez yaptık prova, sonra mı, sonra orda durduk, üşüdüler, acıktılar, kızdılar... Kaçmak istedik, iribaşlardan biri habire ortamı kesiyordu, yapamadık.Haklısın çocuğum, özür dilesem affeder misin?????
Sabah erkenden okula gittik, gerçekten kutlama gibiydi, eğlenceliydi, bir grup öğrenci ve ben bir de bir öğretmen arkadaşımız daha boynumuz bükük ayrıldık, stad bizi bekliyordu...Önceki güne göre daha az üşüdüler, daha kısa sürdü, geçtik, tribüne oturduk...Mavi saçlı biri ağlıyordu, usul usul hem de, arada bandocu çocukları öpüyordu, emekliymiş, müzik öğretmeni, ricacı olmuşlar, bando takımını çalıştırmış... Ama saçları mavi, çocuklarının yanına KOYMAMIŞLAR!!!!!!!!!!O neslin öğretmenliği bir başkadır, annemden bilirim, göğüsleri de bir başka kabarır. O MAVİ SAÇLI KADIN geçmesin buyurmuşlar. Sen onun eteğini öp, belki affeder... Çok öfkeliyim.Haklısın çocuğum, ne sana ne bana bayram yok...
20 Nisan 2011 Çarşamba
Ben çok sıkıldım ya, neyse!!!!!!!!!!!!!!
Yıllardır yazmamış gibiyim, şimdi cırt diye açılınca şaşırdım, vay be yeniden özgürleştik, oyuncak gibi, al ver, al ver, al verrrr.....Neler oldu neler diye anlatmaya girişmeyeceğim, dün bitmiş gibi kaldığımız yerden devam edelim. Baharcığım geldim geldim merak etme:)))
14 Şubat 2011 Pazartesi
....
Bugün evde giant cleaning aktivitesi var, T yi bekliyorum. Naze babasıyla şen şakrak kreşe gitti, özlemiş herhalde. Tatilimiz bitti, ben yarın başlıyorum iyi ki... Konya ferah geçmedi, kötü şeyler yazmak istemiyorum, ama hayat çok saçma ve insanoğluna düşen pay her zaman güzelliklerle dolu olmuyor. Umarım bir gün kötü haberler vermek zorunda kalmam.
4 Şubat 2011 Cuma
.....
Hava nasıl ayaz, buz gibi kesiyor, mutfaktan kızarmış ekmek ve çay kokusu geliyor, bir de mırıl mırıl konuşmalar.... Naze yan odada kuzenleriyle oynuyor, umarım kar yağar:)) KONYA'dayız
7 Ocak 2011 Cuma
DİL
Hem dil öğretmeni, hem de dilini geliştirme konusunda harıl harıl çalışan bir kız çocuğunun annesi olarak, oltama takılanlar var, söylemeden geçmeyelim:))
Konuşmaya başladığından beri 'k' sessizine inatla 't' diyen kızım olayı sonunda çözdü:
-Annee pembe kokam nerde? (tok'ya tota derken,toka koka olmuş bu sefer de)
-???
-Ben bebekken kokaya tota diyordum, bak artık koka diyorum:))
-İyi, tebrik ederim:))
Sınıfta, Perfect zaman kalıbı öğreniyoruz, yani ben öğretmeye debeleniyorum, ama işin illa bir teknik kısmı var, alladım,pulladım, şiştim, sunu hazırladım, fiillerin past participle hallerini öğreteceğim, inatçıyım, ayrıca bunu çaktırmadan yapmam lazım ki, 8. sınıf ergenleri olaya gıcık kapmasın.Neyse efendim, bir şekilde keşfetmeye çalışıyoruz fiil işini, ama salak bir READ fiili var ki kendileri yazılırken her durumda aynı kalmasına rağmen, okurken değişir. Hamide'm var nasıl berrak bir çocuk, ama pek te haz etmez ders işinden, dinlemiş, dinlemiş bizi, zart diye:
-OOOOO olmadı ama şimdi, yani biz oku, okidim, okudam desek bu İngilizlerin hoşuna gider mi? gitmez...
-(zavallı öğretmen)Sanırım gitmez, naapsak acaba?
-Amann boşverin, devam devam...
-??Peki
Bir kaç zaman sonra aynı ders:
-Anladın mı bari?(İçime kurt düştü)
-Anladım, anladım merak etmeyin,kodladım ben onu.
İyi ki öğretmen olmuşum değil mi?



